Daglarin Oglu (VCD) Yilmaz Güney
Teslimat süresi
2-3 Tage
€7,90
stokta mevcut
Incl. 19% VAT
stokta mevcut
| Teslimat süresi | 2-3 Tage |
|---|---|
| Yazar | Yılmaz Güney |
İki soyguncu ile bir intikamın öyküsü..
Yönetmen : Yılmaz Atadeniz
Senaryo : İrfan Atasoy
Oyuncular : Yılmaz Güney, Nebahat Çehre
Türk sinemasının ilk döneminde Muhsin Ertuğrul’un ağırlığını vardı. Ülkemizi sinemaya sokan oydu. Ancak esas olarak sinemanın doğuşunun 1950’lerde olduğu kabul ediliyor. O dönemlerde de melodram ve komedinin hakimiyetinde bir Yeşilçam dönemi söz konusu idi. Zamanla macera (avantür) örnekleri de moda olmaya başladı.
60’lar kilit bir dönemdi
1960’larda, her ülke sinemasında olduğu gibi belli akımlar baş gösterdi. Bunlardan iki tanesi öne çıktı. Lütfi Akad, Atıf Yılmaz ve Osman Fahir Seden’in öne çıkardığı ‘Sosyal Gerçekçilik’ akımı ile ‘Ulusal Sinema Hareketi’ eğilimi. Bunlardan ikincisi tasavvuf, Anadolu efsanesi gibi ‘Türk kültürü’nün has öğelerini sinemasal bir bütünle karşımıza çıkarıyordu. Kanımca Türk sinemasının en iyi beş filmi arasında sayılabilecek “Sevmek Zamanı” ile “Kızılırmak Karakoyun”, bu eğilimin en önemli örnekleriydi.
Yılmaz Güney de aslında ilk dönemi 60’lara denk geldiği için bu eğilimlere dahil oldu ister istemez. Öncelikle ‘Çirkin kral’ adı altında avantür filmlerin kahramanlarını oynadı. “Kralların Kralı”, “Kasımpaşalı Recep” ve “Hudutların Kanunu” gibi filmlerdeki halk kahramanı rolleriyle kendine bir sahne kimliği belirledi. Bu kimliğin de hafif alaycı, güvenli, cesur ve vurduğunu deviren bir adamı oluşturduğu söylenebilir.
Güney’den ‘Anadolu efsanesi estetiği’ ile sinema esaslı bir giriş
Ancak 1968 yılına gelindiğinde, Güney’in hem oynadığı hem de yönettiği “Seyyit Han”, bu ‘ulusal sinema hareketi’nin en önemli örneklerinden biri olarak belirdi. Türk sinemasının western denemesi olarak da anılabilecek yapıt, aslında Yeşilçam melodramlarının kalıplarını yıkmayı amaçlayan “Sevmek Zamanı” ve “Kızılırmak Karakoyun”un yanına yerleştirilebilir. Zira Güney, burada ‘Seyyit Han’ adlı öldükten sonra geri dönüp sevgilisiyle buluşan bir karakterin hikayesini anlatıyordu.
Fakat bunu, kasabaya gelen bir yabancı konumuna yerleştirerek western kalıplarını benimsiyordu. Filmin tamamının o kasaba etrafında geçmesi ve dövüş sahnelerinin sondaki düello sahneleriyle yer değiştirmesi de aslında kültürel bir western yaratıyordu. Bu da aslında ‘mistik ve fantasik bir western’ idi en kısa tanımıyla. Soyut evreni, mesafeli görsel yapısı, uzun planları ve geniş açılarıyla dünyadan kopmuş bir mekan yaratıyordu. Acıklı aşk hikayesini ise ‘sürreel’ bir hale getirip duygu sömürüsünden arındırıyordu.
1970’de Türk Yeni Dalgası’nı başlattı
Ancak Yılmaz Güney, esas sükseyi 1970 yılı geldiğinde Türk sinemasının Yeni Dalga hareketini başlatan “Umut”u çekerek yaptı. Aslında De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları”nın (“Ladri di Biciclette”) farklı bir versiyonu olan eser, bir at arabası sürücünün arabasının bozulmasıyla yaşadığı maddi sorunun üzerine sosyal gerçekçi bir zeminde gidiyordu. Bunu yaparken de birey üzerinden anlattığı hikayeyle İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin yapısını akıllara getiriyordu.
Güney’in başlattığı ‘Yeni Dalga’ eğilimi aslında yenilikçi üslubuyla farklı eğilimler benimseyen Erden Kıral, Şerif Gören, Ömer Kavur ve Zeki Ökten gibi yönetmenler doğurdu. Güney ise sosyal meseleli filmlerine devam etti.
1974’te çektiği “Arkadaş” ile 1960’ların sonunda “Easy Rider” ile başlayan hippie kültürü odaklı filmlerdeki ‘serbest ve biçimci görsel yapı’yı uygulayan Güney, bunun haricindeki filmlerinde Türkiye’nin sosyal meselelerinden beslendi. “Endişe”de pamuk toplamak için bir tarlaya gelen köylülerin kan davalılarıyla mücadelesinin, “Zavallılar”da üç gencin hapse düşmeden önceki ve sonraki maddi sorunlarının, “Sürü”de ise göç eden bir ailenin durumunun üzerine gitti.
Tabii 1974’de “Endişe”yi çekerken hapse girdiği için yönetmenlik koltuğunu orada Şerif Gören’e, “Zavallılar”da ise Atıf Yılmaz’a bırakmak durumunda kaldı. Bir süre sonra hapisten kaçıp Fransa’dan “Yol”un senaryosunu yazdı. “Duvar”ı ise orada çekti. “Yol”, hapisten çıkan bir grup insanın doğuya göcünü ele alan çarpıcı hikayesiyle ve anlatısıyla öne çıktı. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye uzandı. “Duvar” ise Güney’in hapiste kalmasıyla gelen kinini taşıyan bir hapishane filmi örneğiydi.
Sonuçta Güney, ilk yıllarındaki serbest denemelerinden “Umut” ile birlikte sosyal gerçekçi bir döneme girdi. Bu dönemde de yavaş yavaş daha saldırgan ve politik hale geldi. Bu sebeple de sinemasındaki ‘İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ etkisini, yavaş yavaş ‘İngiliz Sosyal Sineması’ ve Arjantin’in ‘Üçüncü Sineması’ ile değiştirdi. Bu da hayatıyla ilişkilendirilebilir rahatlıkla. Ancak iki döneminin de Türk sineması için önemli eserler verdiğini söyleyebiliriz. Ama benim tercihim hapse girene kadar ürettiği ‘serbest’ ve ‘özgür’ sinema anlayışını yansıtan filmleri...
Türk sinemasının bu kilit isminin en kayda değer yapıtları, ilk kez yenilenmiş kopyalarıyla Beyoğlu sinemasında gösteriliyor şu sıralar. Meraklısı 16 Temmuz tarihine kadar takip edebilir. O zamana kadar program şöyle:
11 Temmuz – Umut (1970)
12 Temmuz – Endişe (1972)
13 Temmuz – Yol (1982)
14 Temmuz – Ağıt (1973)
15 Temmuz – Sürü (1979)
16 Temmuz – Arkadaş (1974)
En iyi 5 Yılmaz Güney (senarist/yönetmen karışık) filmi:
1-Seyyit Han (1968)
2-Umut (1970)
3-Yol (1982)
4-Arkadaş (1974)
5-Kasımpaşalı Recep (1965)>
Yönetmen : Yılmaz Atadeniz
Senaryo : İrfan Atasoy
Oyuncular : Yılmaz Güney, Nebahat Çehre
Türk sinemasının ilk döneminde Muhsin Ertuğrul’un ağırlığını vardı. Ülkemizi sinemaya sokan oydu. Ancak esas olarak sinemanın doğuşunun 1950’lerde olduğu kabul ediliyor. O dönemlerde de melodram ve komedinin hakimiyetinde bir Yeşilçam dönemi söz konusu idi. Zamanla macera (avantür) örnekleri de moda olmaya başladı.
60’lar kilit bir dönemdi
1960’larda, her ülke sinemasında olduğu gibi belli akımlar baş gösterdi. Bunlardan iki tanesi öne çıktı. Lütfi Akad, Atıf Yılmaz ve Osman Fahir Seden’in öne çıkardığı ‘Sosyal Gerçekçilik’ akımı ile ‘Ulusal Sinema Hareketi’ eğilimi. Bunlardan ikincisi tasavvuf, Anadolu efsanesi gibi ‘Türk kültürü’nün has öğelerini sinemasal bir bütünle karşımıza çıkarıyordu. Kanımca Türk sinemasının en iyi beş filmi arasında sayılabilecek “Sevmek Zamanı” ile “Kızılırmak Karakoyun”, bu eğilimin en önemli örnekleriydi.
Yılmaz Güney de aslında ilk dönemi 60’lara denk geldiği için bu eğilimlere dahil oldu ister istemez. Öncelikle ‘Çirkin kral’ adı altında avantür filmlerin kahramanlarını oynadı. “Kralların Kralı”, “Kasımpaşalı Recep” ve “Hudutların Kanunu” gibi filmlerdeki halk kahramanı rolleriyle kendine bir sahne kimliği belirledi. Bu kimliğin de hafif alaycı, güvenli, cesur ve vurduğunu deviren bir adamı oluşturduğu söylenebilir.
Güney’den ‘Anadolu efsanesi estetiği’ ile sinema esaslı bir giriş
Ancak 1968 yılına gelindiğinde, Güney’in hem oynadığı hem de yönettiği “Seyyit Han”, bu ‘ulusal sinema hareketi’nin en önemli örneklerinden biri olarak belirdi. Türk sinemasının western denemesi olarak da anılabilecek yapıt, aslında Yeşilçam melodramlarının kalıplarını yıkmayı amaçlayan “Sevmek Zamanı” ve “Kızılırmak Karakoyun”un yanına yerleştirilebilir. Zira Güney, burada ‘Seyyit Han’ adlı öldükten sonra geri dönüp sevgilisiyle buluşan bir karakterin hikayesini anlatıyordu.
Fakat bunu, kasabaya gelen bir yabancı konumuna yerleştirerek western kalıplarını benimsiyordu. Filmin tamamının o kasaba etrafında geçmesi ve dövüş sahnelerinin sondaki düello sahneleriyle yer değiştirmesi de aslında kültürel bir western yaratıyordu. Bu da aslında ‘mistik ve fantasik bir western’ idi en kısa tanımıyla. Soyut evreni, mesafeli görsel yapısı, uzun planları ve geniş açılarıyla dünyadan kopmuş bir mekan yaratıyordu. Acıklı aşk hikayesini ise ‘sürreel’ bir hale getirip duygu sömürüsünden arındırıyordu.
1970’de Türk Yeni Dalgası’nı başlattı
Ancak Yılmaz Güney, esas sükseyi 1970 yılı geldiğinde Türk sinemasının Yeni Dalga hareketini başlatan “Umut”u çekerek yaptı. Aslında De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları”nın (“Ladri di Biciclette”) farklı bir versiyonu olan eser, bir at arabası sürücünün arabasının bozulmasıyla yaşadığı maddi sorunun üzerine sosyal gerçekçi bir zeminde gidiyordu. Bunu yaparken de birey üzerinden anlattığı hikayeyle İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin yapısını akıllara getiriyordu.
Güney’in başlattığı ‘Yeni Dalga’ eğilimi aslında yenilikçi üslubuyla farklı eğilimler benimseyen Erden Kıral, Şerif Gören, Ömer Kavur ve Zeki Ökten gibi yönetmenler doğurdu. Güney ise sosyal meseleli filmlerine devam etti.
1974’te çektiği “Arkadaş” ile 1960’ların sonunda “Easy Rider” ile başlayan hippie kültürü odaklı filmlerdeki ‘serbest ve biçimci görsel yapı’yı uygulayan Güney, bunun haricindeki filmlerinde Türkiye’nin sosyal meselelerinden beslendi. “Endişe”de pamuk toplamak için bir tarlaya gelen köylülerin kan davalılarıyla mücadelesinin, “Zavallılar”da üç gencin hapse düşmeden önceki ve sonraki maddi sorunlarının, “Sürü”de ise göç eden bir ailenin durumunun üzerine gitti.
Tabii 1974’de “Endişe”yi çekerken hapse girdiği için yönetmenlik koltuğunu orada Şerif Gören’e, “Zavallılar”da ise Atıf Yılmaz’a bırakmak durumunda kaldı. Bir süre sonra hapisten kaçıp Fransa’dan “Yol”un senaryosunu yazdı. “Duvar”ı ise orada çekti. “Yol”, hapisten çıkan bir grup insanın doğuya göcünü ele alan çarpıcı hikayesiyle ve anlatısıyla öne çıktı. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye uzandı. “Duvar” ise Güney’in hapiste kalmasıyla gelen kinini taşıyan bir hapishane filmi örneğiydi.
Sonuçta Güney, ilk yıllarındaki serbest denemelerinden “Umut” ile birlikte sosyal gerçekçi bir döneme girdi. Bu dönemde de yavaş yavaş daha saldırgan ve politik hale geldi. Bu sebeple de sinemasındaki ‘İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ etkisini, yavaş yavaş ‘İngiliz Sosyal Sineması’ ve Arjantin’in ‘Üçüncü Sineması’ ile değiştirdi. Bu da hayatıyla ilişkilendirilebilir rahatlıkla. Ancak iki döneminin de Türk sineması için önemli eserler verdiğini söyleyebiliriz. Ama benim tercihim hapse girene kadar ürettiği ‘serbest’ ve ‘özgür’ sinema anlayışını yansıtan filmleri...
Türk sinemasının bu kilit isminin en kayda değer yapıtları, ilk kez yenilenmiş kopyalarıyla Beyoğlu sinemasında gösteriliyor şu sıralar. Meraklısı 16 Temmuz tarihine kadar takip edebilir. O zamana kadar program şöyle:
11 Temmuz – Umut (1970)
12 Temmuz – Endişe (1972)
13 Temmuz – Yol (1982)
14 Temmuz – Ağıt (1973)
15 Temmuz – Sürü (1979)
16 Temmuz – Arkadaş (1974)
En iyi 5 Yılmaz Güney (senarist/yönetmen karışık) filmi:
1-Seyyit Han (1968)
2-Umut (1970)
3-Yol (1982)
4-Arkadaş (1974)
5-Kasımpaşalı Recep (1965)>